Geçenlerde bir toplantıyı aktaran haberde yer aldı. Elinde mikrofon bulunan ve sert bir konuşma yapan emekli generalin ağzından “satılmış köşeler” diye bir laf çıktı.
Gerçi kendisi bu lafı açmadı ama bu satılmış köşeler herhalde gazetelerdeki köşelerdir.
Farklı düşünen herkesi “satılmış” olarak gören anlayışın tahlili çok yapıldı. Ama bu “köşeler” sorunu üzerinde biraz durmak gerekiyor.
***
Halihazırda Türkiye’de yayımlanan gazetelerin sayısı en gelişmiş ülkelere taş çıkartacak, parmak ısırtacak bir düzeye ulaştı. Haber en pahalı mal olduğu için gazete kağıtlarını en ucuza boyama aracı olarak “köşe yazıları” seçildiğinden beri de bu kavga devam ediyor.
Köşe yazısı denildiğinde, gazete sayfasının üst sağ ya da sol köşesini kaplayan, çerçeve içine alınmış ve yazarının adı kocaman verilmiş her yazıyı köşe yazısı sanmak gibi bir yanılgımız var.
“Köşe yazısı” batı dillerinde “editoryal” denilen bir yazı türüdür ve gazetecilik kavramı içinde yer alır. Bu tür “köşe yazıları”nda siyasetten başlayarak hayatın tüm alanlarına ilişkin olarak bazı düşünceler öne sürülür, yorumlar getirilir.
Bizde ise, yukardaki örnekte görüldüğü gibi, en kızılan köşe yazarı türü, Batı tarzı “editoryal” yazanlardır. Bunlar ciddi konularda fikir beyan eder ve bu fikirleri genellikle, başta iktidar (her türlü iktidar) sahipleri olmak üzere her soruna kıraathane sohbeti üslubuyla yaklaşmayı sevenler tarafından tepki görür.
Toplumun bugünü ve geleceğiyle ilgili konuları düşünen ve katkı getirmeye çalışan köşe yazarlarının çektiği tepkiler dolayısıyla bir paralel sistem de epeyce süredir gazete köşelerinde yerini bulmuş durumda.
Bu tür, aslında lise yaşlarında tutulan hatıra defterlerini doldurmuş bir hassasiyet ve üslubun tekrarı niteliğinde. O yazıları okuyanlar kendilerini BBG evi izler gibi hissediyor. Çünkü bu lise hatıra defteri tarzında esas olan, yazarın kendi hayatına ilişkin bilgi ya da ipuçları vermesi. Bu yazılara yine lise hatıra defteri düzeyinde bir “entelektüel sos” konulur, böylece okura yüksek düzeyde bir yapıt okuduğu duygusu verilmiş olur.
Hatıra defteri türünün bir türevi de bir tiyatro oyunu seyredip tiyatro eleştirmeni kesilen, birkaç Hollywood filmi gördükten sonra kendisini sinema uzmanı zanneden köşecilerdir ki, bunlar da olayı yine lise anket defteri düzeyinde tutarak okur çoğaltmaya çalışır.
***
Lise hatıra defteri ya da anket defteri türü köşeler çoğalınca, doğal olarak tam karşısındaki başka bir tarz ortaya çıktı.
“Kodum mu oturturum” tarzı yazı yazan, milliyetçi duyguları aşırı sivrilmiş olan bu türdekiler de herkesi lafla dövmeyi zanaat haline getirmişlerdir. Hatıra defteri köşelerin tam karşısında duruyorlar ve kitle çizgilerini kıraathanelerde atılan heyecanlı nutuklar düzeyine uyduruyorlar.
“Satılmış köşeler”den söz eden emekli general herhalde lise hatıra defteri yazılarını ya da sürekli olarak “en milliyetçi benim, herkes vatan haini” diye göğsünü yumruklayan yazıları kastetmiyordur.
Emekli generalin “satılmış köşeler” lafını hiç kimse üzerine alınmadığına göre de herkes hayatından memnun demektir. Bu da bütün medyamız için iyi bir durumdur.