Başbakan, Türkiye’nin çok partili sisteme yarım asırdan fazla bir zaman önce geçmesine rağmen hala halkın tercihine saygı göstermeyenler olduğundan yakınmaktaydı...
* * *
2008 yılındayız ve...
Türkiye’de demokrasiyi, millet iradesini tam olarak içine sindiremeyenler, hazmedemeyenler olduğunu anlatan Başbakan şunları söylüyor:
‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, sözünü özde sahiplenmekte zorluk çekenler var. Çok partili hayata geçeli çok oldu. Ama ayak uydurmakta bazıları zorluk çekiyor.’
* * *
Yana yakıla devam ediyor:
‘Siyaseti sorun çözme yeri, milli iradenin yansıma yeri olmaktan çıkarmak bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Bu millet 3 Kasım’da açık seçik gösterdi, anlamadılar.
28 Martta bir ihtar daha çekti, anlamadılar.
22 Temmuz’da demokrasiden taviz veremeyeceğini çok daha gür bir şekilde haykırdı.
Ama yine duymazdan, anlamazdan gelmeye devam ediyorlar.
Zannediyorlar ki zaman geçecek, bu millet demokrasi, adalet, değişim ısrarından vazgeçecek. Onlara da gün doğacak. İşte bunun adı açık bir gaflettir. Bu ülkeyi anlamamaktır.’
* * *
AB üyesi bir ülke başbakanından bu tür saptamalar, şikáyetler, yakınmalar duyabilir misiniz?
Tabii ki duyamazsınız...
Orada işleyen doğru dürüst bir demokrasi vardır.
‘Sivil özgürlükçü siyaseti’ örselemeye çalışmanın bir millete yapılabilecek en büyük haksızlık olacağını anlatmak zorunda kalan bir başbakan olmaz oralarda.
‘Birileri diyor ki siz çalışın, didinin, verginizi verin, askerliğinizi yapın, krizlerin faturasını ödeyin ama oy vermeyin. Yönetime gelmeyin, iktidardan uzak durun. Böyle çarpık bir demokrasi anlayışı olabilir mi?’ diye soran bir başbakan ancak bizim gibi diyarlarda olabilir...
* * *
Aradaki bu fark nereden geliyor?
Niye oralarda halk iradesine saygı var da, bizim buralarda yok?
Bunun en çarpıcı cevabı Anadolu Ajansı’nın haber sitesindeki bir iki satırlık bir bilgi de saklıydı:
‘Hazine, günümüzde 2 milyon 559 bin 16 adet taşınmaza sahip...
İstanbul’un yüzde 34,1’i...
Ankara’nın yüzde 20,1’i...
İzmir’in yüzde 27,1’ini devlete ait taşınmazlar oluşturuyor.’
Bu ne demek?
Osmanlı Padişahı, devlet kimliğine bürünmüş, Cumhuriyet Ankara’sında oturuyor demek...
Halkın ekonomik patronu hala devlet demek...
Halk, eğer devletlûlar istemez ise demokrasiyi hayata geçiremez demek.
Çünkü demokratik siyaset veya sivil özgürlükçü siyaset olacak ise halkın ekonominin kesinkes patronu olması gerekir...
* * *
Tanımadığınız bir kente ilk gidişinizde sosyoekonomik durumu öğrenmek istiyorsanız, resmi binalarla topluma ait binaları kıyaslayın.
Devlete ait binalar ezici, topluma ait binalar seyrek ise orası halkın fakir olduğu bir kenttir... Tersinde ise halk görece zenginleşmiş sayılabilir.
İlkine Erzurum, ikincisine Denizli örnek verilebilir.
* * *
Ama dünkü rakamlar, Türkiye genelinde hala resmi binaların ve devletin halktan daha zengin olduğunu söylüyor.
Devletin halktan daha zengin olduğu, asker-sivil bürokrasinin de devletin sahibi sayıldığı bir ülkede demokrasi olur mu?
Olmaz tabii.
Recep Tayyip Erdoğan’ın yakınmasının ekonomik nedeni, Padişah’ın yerini almış olan Hazine’nin taşınmazlarının boyutlarında gizli...