Fotoğraf netleşti.
İki ayrı kaynaktan, “ama birinci elden öğrendim”, anketler şaşırtıcı, bir o kadar da manidar.
Kapatma davası süreciyle başlayalım:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “her ay üç değişik kamuoyu anketi” yaptırdığı biliniyor. Söylemlerini ve politikalarını, halkın nabzını sürekli ölçerek şekillendiriyor.
“Mart ayında” Başbakan Erdoğan’a sunulan anketlerde, “AKP’nin oy oranı yüzde 40” görünüyormuş. Anket “AKP’nin ilk kez böylesine ciddi bir oy kaybı yaşadığını” göstermesi bakımdan önemli.
Erdoğan’a verilen değerlendirme raporlarında “desteğini AK Parti’den çeken kesim herhangi bir partiye yönelmedi, kararsızlar safına katıldı” tespiti yapılıyor.
Sonra “14 Mart’ta kapatma davası” açıldı. Erdoğan’a verilen “Nisan ayı” anketlerinde ise “AKP tekrar yüzde 46’nın üzerine” çıkmış. Rakamlar, “Anayasa Mahkemesi’ndeki davanın seyrinin ve final aşamasının siyaseten ne gibi sonuçlar ürettiğini göstermesi açısından” üzerinde ciddiyetle durmayı hak ediyor.
İktidar, her şey olağan seyrederken, vatandaş tarafından hayatın zorluklarına karşı verdiği sınavlarla test ediliyor. Mesela peş peşe gelen zamlar ve ekonomideki durgunluk gibi konular çok kritik. AKP, başarırsa iktidarda kalacak, aksi halde iktidardan uzaklaşacak. Bütün demokrasilerde olduğu gibi.
“Siyasetin doğal mecrası”, “iktidarla muhalefet mücadelesinin gerçek sahası” ve “mağduriyet kozu verilerek partiler arası rekabette haksızlık yaratılması” gibi konular etrafında sıkıca düşünmek gerekiyor. Şu bilgiyi aktarırsam sanırım hak verirsiniz: “AKP kapatılsaydı, bugün daha güçlü bir oy yüzdesine sahip olacaktı.”
--------------------------------------------------------------------------------
Güneydoğu oylarında “Ergenekon” patlaması
Gelelim siyasi sonuçlar üreten diğer hukuki konuya, yani “Ergenekon” soruşturmasına...
Bu kez somut rakamlar yerine daha çok kişisel gözlemlere dayanarak fotoğraf yorumlamaya çalışacağız.
Son günlerde Doğu ve Güneydoğu’ya gidip gelen siyasi aktörlerin üzerinde birleştikleri bir sonuç var:
“Ergenekon soruşturmasından sonra AKP’nin bölgedeki oyları, çok güçlü bir destekle yukarı doğru tırmanıyor.”
Gözlemciler, “özellikle Diyarbakır’da AKP lehine çok şaşırtıcı rakamlara ulaşılacağı tespitinde” hem fikirler. AKP, 22 Temmuz’un en önemli sürprizini Doğu ve Güneydoğu’da etnik milliyetçilik yapan bir partiye karşı sergilediği performansla gerçekleştirmişti. Bu durum, “AKP’nin kapatılmaması gerektiğini söyleyenlerin de kullandığı bir teze” dönüşmüştü.
Şimdi Ergenekon etkisiyle Güneydoğu’dan gelen bu sinyaller bana göre çok ilginç bir durumun da işaretini veriyor. Konu, devlet güvenliğini de içeren çok boyutlu bir biçimde ele alınmak zorunda. “Teröristle mücadelemizi” tavizsiz biçimde sürdürürken, “terörizmle mücadelemizi belki yeniden tanımlamak” mecburiyetindeyiz. Bu, İlker Başbuğ Paşa’nın son dört beş yıldır sürekli gündeme getirdiği bir yaklaşımı gösteriyor.
--------------------------------------------------------------------------------
Korucular meselesi...
Söz Doğu ve Güneydoğu’dan açılmışken “korucular meselesine” değinmeden geçemeyiz. Bir süre önce Orgeneral Yaşar Büyükanıt, korucularımızın verdiği mücadeleden övgüyle bahsetmişti. Çok geçmeden DTP yöneticileri “adeta devlet görevlilerine karşı kalkışma önerircesine” korucuları tehdit etmişlerdi. Önceki gün bölgeden gelen, “5 korucu şehit oldu” haberini bu çerçevede vurgulamak isterim. Yepyeni bir durumla karşı karşıyayız ve terörle mücadelenin konsepti bu çerçevede yeniden düzenlenmeli.
Evet, tablo böyle...
Anayasa Mahkemesi çok kritik bir karar verdi. O karar herkese çıkarılması gereken dersleri içeriyor.
Ergenekon davası da, mahkeme gününün saptanmasıyla belli bir noktaya geldi.
Şimdi yapılması gerekenler var:
Kabine değişikliğinin gerçekleşeceği anlaşılıyor. Hükümetten gelen tüm sinyaller, ekonomi öncelikli bir gündem ve AB reformları ekseninde bir hamleler silsilesi izleneceğini gösteriyor. Erdoğan’ın ilk gün sabah hariç, YAŞ toplantılarına katılmıyor oluşunu da önemsiyorum. Erdoğan kapatma davasında, “kafanı giyotine uzatma” diyen militan ruhlara değil, “sakin ve soğukkanlı olalım, kendimizi anlatalım” diyen makul seslere kulak verdi. Bundan sonra aynı tavır devam edecektir. TSK’da da dengeler, teamüller doğrultusunda yerine oturdu. Türkiye, normalleşmeye doğru hızla yol alacak.