| |
 |
| Gündem |
 |
|
| |
 |
|
Barlas'tan ayrılma sinyalleri
|
 |
|
|
|
 |
| Posta Gazetesi yazarı Mehmet Barlas, Doğan Gurubu gazetelerinin yayın politikasını açıkça eleştirerek, gazeteden ayrılma sinyalleri verdi. İşte ayrıntılar... |
 |
|
01 Şubat 2008 Cuma 14:27 |
 |
|
 |
|
www.postmedya.com 'un aldığı bilgilere göre Mehmet Barlas'ın, Doğan Gurubu ile ipleri koparmak üzere olduğu ve Sabah Gazetesi'ne geçebileceği ifade ediliyor. Barlas'ın, Doğan Gurubu'nda bazı isimlerle anlaşamadığı, aynı zamanda gurup gazetelerinin yayın politikasını yanlış bulduğu için ayrılmak istediği öğrenildi. Çalık Gurubu'nun, Sabah'ı tamamen devralmasından sonra, Mehmet Barlas'ı gazetenin Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna oturtabileceği belirtiliyor. Barlas, geçtiğimiz yıl Mayıs ayında, TMSF'nin Sabah Gazetesi'ne el koymasından sonra gazetedeki başyazarlık görevinden ayrılmış, Posta Gazetesi'nde yazmaya başlamıştı. Barlas, gazeteden ayrılma nedeni olarak devlet memuru olmak istememesini göstermişti. Sabah, Çalık Gurub'una satıldığı için artık böyle bir durumda ortadan kalkmış oldu.
Yazılara yansıdı
Mehmet Barlas, ayrılacağı sinyalini yazılarında Doğan Gurub'unu açıkça eleştirirek vermeye başladı. Barlas bugünkü "İktidarı eleştirirken mutlaka “Medya susturulmuş” da demelisiniz …" başlıkla yazısında, "Dün sabah gazeteleri okuyordum. Kendi grubunun amiral gemisi kabul edilen yüksek tirajlı bir gazetede eli kalem tutan herkes, bu kez “türban kargaşası” vesilesiyle her türlü eleştiriyi iktidara yönelmekteydiler. Bu gazete daha önce de “Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olmasın”, “Türk ordusu hemen Irak'a girsin” benzeri kampanyalar açmış, istedikleri olmayınca da her köşeden yine iktidar en ağır biçimde eleştirilmişti." diyerek Hürriyet Gazetesi'ni eleştirdi. Barlas, yazının devamında, "Daha daha önce de Cumhuriyet Mitingleri'ne bakıp, seçim sonuçlarını yanlış tahmin etmişlerdi. Bunu da “karınlarını kaşıyanlar AK parti'ye oy verdi” içerikli yorumlarla karşılamışlardı. Ama bu arada her fırsatta “medya sinmiş, medya susturulmuş” benzeri cümleleri mutlaka bir yerlerine yerleştirmeyi de hiç ihmal etmiyorlardı. Merak ediyordum. İktidara dönük en ağır eleştiriler yayınlanırken ve hatta bu eleştirilerden bazıları rejim kavgasını körüklerken, acaba okurlar bunlara mı kulak veriyordu?" diyerek gurubun yayın politikasını eleştirdi.
Abdullah Gül'le Aynı Yatakta Çizildi
Mehmet Barlas 8 Ocak tarihli yazasında da çizer Latif Demirci'nin kendisini Abdullah Gül'le aynı yatakta çizmesini eleştirmişti. Barlas, yazısında, " Yeni yıla girdiğimiz günlerden birinde, Hürriyet'in ilk sayfasında değerli karikatürist Latif Demirci'nin beni konu alan bir çizimi yayınlandı. Bunda ben Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile aynı yatakta sabah kahvaltısı yemekteydim.
Sekiz meslektaşımla birlikte ülkenin cumhurbaşkanının konuğu olarak bir bayram sofrasına oturmuş olmamı, bir karikatürist böyle algıladığına göre güldüm.
Bu sofrada Doğan Grubu gazetelerinden bir diğerinde (Referans) yazan Cengiz Çandar da vardı. Bir medya grubunun iki gazetesinin cumhurbaşkanı sofrasında temsil edilmesi, demek böyle algılanmıştı.
Ancak neden “yatakta”ydık Cumhurbaşkanı ve ben?
Çıplak ayaklı kontes mi?
Derken Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün çıplak ayakları okura karşı, torunları ve eşi ile birlikte king size yatakta çektirdiği yeni yılı kutlama fotoğrafını hatırladım ve “yatak”ın, Hürriyet için taşıdığı anlamın farkına vardım. Önceki günkü pazar ekinde de yine Ertuğrul Özkök, pijaması ve çıplak ayakları ile okur karşısına çıkmıştı.
Böyle durumlarda yerleşik kurumlarda öz eleştiri mekanizmaları çalışır.
Benim cumhurbaşkanı sofrasında konuk olmamı yataklık bir karikatür konusu görerek ilk sayfaya uygun gören bir yazı işlerinin, kendi genel yönetmenlerine “Kadınların baş örtüleri ile sürekli uğraşırken, çıplak ayaklarını her fırsatta gazeteye basman yanlıştır” demeleri gerekmez mi? Veya “Gazeteler yöneticilerinin babalarının malları mıdır?” denilemez miydi?
Ama bazen en yerleşik kurumlarda bile işler çığırından çıkabilir.
Örneğin pazar günü grubun diğer bir gazetesinin (Radikal) yazarı "Bir gazeteci olarak son yazımdır" başlıklı yazısında üst yöneticilerden birinin kendisini çağırmasını şöyle anlatıyordu:
Kim Musa kim Tanrı?
- Gazetede sabahladığım pejmürde, hırpani bir günümde İsmet Berkan "Mehmet Ali Yalçındağ seni çağırıyor, bir şey teklif edecekmiş. Kabul et!" dedi. Olayın bizim gruptaki karşılığı Musa'nın Tanrı ile karşılaşmasına denk geldiği için başıma gelen Don Corleone'nin 'reddedilemeyecek teklif' kategorisinden bir şey olmalıydı.
Radikal'in bir yazarı bir yöneticiyi böyle görüyorsa, Hürriyet'in yazı işleri gözleri kamaşacağı için herhalde Ertuğrul Özkök'e bakamıyorlardı. Onun yerine çıplak ayaklarına bakıyorlardı.
Aydın Doğan'ın basına girişini simgeleyen Milliyet'te onun ilk başyazarı olarak 7 yıl birlikte çalıştım. Aradan geçen yıllarda Aydın Doğan'ın duayen olmanın gereklerini birer birer nasıl yerine getirdiğini sevinerek izledim. Sadece Dışbank'ı satıp, devlete ve siyasete karşı bağımsız olmayı amaçlaması bile sevinmeme yeterliydi.
Dilerim bu yazımda değindiğim konular bu büyük medya grubunun öz eleştiri mekanizmalarını çalıştırır." şeklinde tepkisini ortaya koymuştu.
|
|
|
| Yorumlar -
Yorum ekle |
Bu haber henüz yorumlanmamış...
|
|
 |
| Kategorideki diğer haberler |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
 |
| Hava
Durumu |
|
|
ANKARA
31 / 18 C°
|
|
|
 |
| Piyasalar |
|
Alış |
Satış |
|
| USD |
1,1752 |
1,1809 |
 |
|
EURO |
1,7785 |
1,7871 |
 |
| GBP |
2,2626 |
2,2744 |
 |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
|